AşK ve SeVGi
1/12/2007 -Kategori: IzLeR
'Herkesin güneşi gece olunca batar
benim güneşim doğar her gece akşam namazında'
'Kızgınlar coşkusuzdur, çığlıksız
Acı çekenler çığlıksızdır, çoşkusuz
Bizler kaldık geride, kentse durgun
Ne varsa sırtlandır, kurttur, tilkidir
Bir çığlık atayım dediğim de olur
Yinede bakıyorum sesim kısık…!
……………………………………..
………………..'geçelim.
Aşkın yer değiştirdiği olur, soğuduğu olur , yaktığı olur.
Oysa sevgi; yerinden, sevdiğinin yanından kalkmaz. Soğumaz, kızgın değil;
yakmaz, yakıcı değil.
Aşk, kendinden yanadır.Bencildir ,kendisi için ister.
Kıskançtır. Sevgiliye kendi için tapar,onu kendi için över.
Oysa sevgi, sevilenden yanadır, sevilencildir. Sevgili için ister. Kendini
sevdiği kişi için ister. Onu onun için sever kendisi ortada değildir.
Oysa, sevgide ,sevenin ve sevilenin dışında bir üçüncüsü yoktur. Aşk ,kine
,öce erken dönüştür. Bu da sevenin kendisini ortada görmemesi durumunda
olur. Oysa sevgiden oraya doğru kesinlikle bir yol yoktur. Sevgiyi iyice
bilip, iyice duyumsayan kişi kendisini ortada bulmayınca beklemeksizin,
kolaylıkla… şaşkınlık verici, eksiksiz, büyük, görkemli, İbrahimce bir
özveri ve fedakarlığa dönüşür. İşte bu durumda artık darlığı kalmayan, artık
kalması olanaksızlaşan kendisini, sevdiği aynada bir leke olarak
değerlendirir. Buyruk verir, gerçekçidir, içtenliklidir, kesin inançlıdır.
Gösterişleri, yapmacıkları, değişik değişik tutumları yoktur. Bu ise
söyleyiş anı sözlerinin yakıcılığından anlaşılmaktadır . 'O lekeyi aynanın
üzerinden sil! Ayna artık yüzümü kendine görmeyeceğine göre yüzünde saçma
bir leke kalmasın. Serin, arı, duru düşlü aynan lekeli olmasın.' 'Oysa aşk;
'Ah! Benden sonra bu lekeyi silecek misin? Aynada başka bir leke olacak mı?
Bundan böyle aynanın yüzü lekesiz mi kalacak? Yok,yok,yok!
Benden sonra, bu aynayı baştan başa karart. Bu lekeyi aynanın bütün yüzeyine
yay!
Aynaya toprak sür, başının üstüne yaş toprağı serpiştir, üstüne güneşin
ışıkları bile uğramasın. Benden sonra ışıldamasın, parlamasın. Ah! Ne desem?
Aynayı kır! Kır! Ufalt!
Bana:
Sevginin aşktan üstün olduğunu öğreten O'dur. Aşk, görme engelli bir coşku,
görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık,
duru bir görmenin sonucudur. Aşk genellikle içgüdüsünden su içer, içgüdüden
kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir. Oysa sevgi ruhun içinden
doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte
doruğa tırmanır.
Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renkler gözlemekte olup, ortak
nitelik, durum ve görünümler taşır. Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir
albeni taşır. Ruhun kendisinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine
kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ve kokular
taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.
Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. Dönemlerin ve yılların ilerleyişinden
etkilenir. Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek
yuvasına günün, çağın eli yetişemez.
Aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle, gizli açık bağlantılıdır.
Schopenhauer'un deyişiyle; "sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin
de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkilerini gözlemleyin."
Oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine
öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür.
Aşk; tufan, dalga, coşku, hindi niteliklidir. Oysa sevgi durgun, dayanıklı,
ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır.
Aşk, uzaklık ve yakınlığa göre değişir. Uzaklık uzun sürecek olursa azalır.
İlişki sürecek olursa değerini yitirir. İlişki sürecek olursa değerini
yitirir. Ancak korku, umut sarsıntı ve acı çekmenin yanı sıra 'görüşüm
uzaklaşım'la diri, güçlü olarak kalabilir. Oysa sevgi bu durumları bilmez.
Dünya başka bir dünyadır.
Aşk, bir yönlü bir coşkudur. Sevgilinin kim olduğunu düşünmez. Öznel bir
özcoşudur.İşte bu yüzden hep yanlışlık yapar. Seçimde hızla sürçer. Ya da
hep bir yönlü kalır. Yine de yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir
aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmedikleri
için ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışığında birbirlerini
görebilirler. İşte burada aşkın kıvılcımlanışından sonra seven ve sevilen
birbirlerinin yüzlerine bakınca birbirlerini tanımadıklarını anlarlar.
Önemsiz bir sorun olmayan aşktan sonra gelen yabancılıklar ve anlaşmazlıklar
çoktur.
Oysa sevgi aydınlıkta kök salar. Işığın gölgesinde yeşerir, büyür. İşte bu
yüzden hep tanışıklıktan sonra ortaya çıkar. Gerçekte, başlangıçta, iki ruh
birbirinin yüzünde tanıma çizgilerini okur. Biz oluşları ise "tanışımdan
sonra olur, iki ruh, iki kişi değil bir anda iki kişinin gerektirimler
sonucunda biz olma duygusunu taşımaları olasıdır.Bu durum ise öyle duyarlı
öyle uçucudur; duyumun ve anlayışın eli altından kolayca kaçabilmektedir.
Daha sonraları; birbirlerinin söz, davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın
tadını, yakınlığın kokusunu, yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar. İşte bu
noktadan sonra birden, iki yoldaş kendiliklerinden sevginin uçsuz bucaksız
çölüne ulaştıklarını, sevginin karartısız açık açık göğünün başlarının
üzerinde sere serpe serilmiş olduğunu, inanışın aydın, arı, içtenlikli
ufuklarının kendilerine açıldığını, tatlı okşayıcı bir esintinin gizli
mihrabında, büyük bir rahip düşünün yere çizilmiş olduğu; yalnız, yabancı
bir minarenin yakarışlarının acıklı iniltisinin sarstığı terkedilmiş bir
tapınağın ruhu gibi hep başka göklerin, başka ülkelerin yepyeni esinlerinin
iletileri ve başka bahçelerin güzel, gizemli çiçeklerinin kokularının
birlikteliğinde oyuncu, tatlı, şen bir sevgi ve albeniyle kendisini hep bu
ikisinin yüzüne, başına vurduğunu… kendi gözleriyle görür.
ALİ ŞERİATİ
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"KaviM"
29/11/2007 -Kategori: Kutuphane
Kavim
Ahmet Ümit
Yayın Evi : Doğan Kitapçılık
Suçu önlemek için suçluyu yakalamanın, adaleti sağlamak için yasayı uygulamanın hiçbir işe yaramadığını karşılaştığım yüzlerce olayda bire bir yaşayarak öğrendim. Keşke öğrenmemiş olsaydım diyorum çoğu zaman, keşke yalan da olsa dünyada adalet diye bir şeyin var olduğuna inanabilseydim. Ama inanamıyorum. Çünkü insan denen bu tuhaf yaratığı kötülükten uzak tutacak ne bir güç var, ne de bir yasa. "Ahmet Ümit, Türkiye'de seçkin edebiyat düzeyinde polisiye roman kaleme alan ilk yazardır. Ondan önce de kriminal roman yazan birçok tanınmış yazar vardı, ancak onların çoğu kanlı Amerikan polisiyelerini andıran hikayeleri edebiyat kalıbına uydurmaktan ileriye gidememişlerdi. Ahmet Ümit ülkesinde özgün polisiye romanlar yarattı ve dünya çapında bir yazar oldu."
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"MuTLuLuK"
28/11/2007

| Oyuncular | Talat Bulut, Özgü Namal, Murat Han, Lale Mansur, Mustafa Avkıran |
| Filmin Türü | Drama |
| Orijinal Adı | Mutluluk |
| Yapımcı Firma | ANS Yapım |
|
Yapım Yılı |
2007 |
Konusu:
Film, Meryem’in perişan ve baygın halde, bir göl kenarında bulunmasıyla başlar. Ailesi kızlarının bir namussuzluk yaptığını düşünerek töre gereği öldürülmesine karar verir. Öldürme görevi ise yakın akrabası Cemal’e verilir. Çıktıkları ölüm yolculuğunda, Meryem ve Cemal’in yolları, Profesör İrfan Kurudal’la kesişir. Bu karşılaşma üçünün de kaderlerini değiştirecek mutluluğa doğru bir yolculuğun başlangıcı olur.
*** *** ***
Gerçektende güzel bir film, kitaplardan perdeye aktarılınca pek güzel olmuyor deselerde bence alakası yok. Çok güzel aktarılmış. Acısı çok fazla ama her acının sonunda bir güzellik vardır mesajıda veriyor. Tavsiye ederim. Şimdiden iyi seyirler...
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı